ABONE OL
Mayıs 20, 2022 21:14
1

BEĞENDİM

ABONE OL

5 ay sonra bir yaş daha alacağım. Yeni yaşıma her yaklaştığımda yüksek bir duvara oturup aşağıda kalan manzarayı izler gibi geçmişimi izliyorum. Oturduğum yükseklikten inmeden göz gezdirerek bakıyorum geçmişime. Çok değil, bir yıl önce bu zamanlar yeni bir şehre gitmek istemenin heyecanıyla ve gidememe ihtimalinin verdiği tedirginlikle uğraşıyormuşum. Şu an istediğim yerdeyim, başardım. Ancak tüm hayallerim, hedeflerim gerçekleşmemiş. Bazılarından çoktan vazgeçmişim, bazılarına karşı hala umudum var. Gerçekleştirdiklerim ve gerçekleştirmedilerim değil ancak mesele. Asıl mesele, hayatlarımız değişiyor olağan hızıyla. Nerede çalıştığımız, aşık olduğumuz kişi, yaşadığımız yer ve dahası değişiyor. Kafamızı kurcalayansa değişiyor. Ancak bu değişim nasıl gerçekleşiyor? Bir kek karışımının sıvıdan yoğunlaşıp yavaşça kabarması gibi mi, avrupa yakasından anadolu yakasına keskin hatları olan bir köprüden geçer gibi mi değişiyor?

Yalnızca biz değil, Antik Yunan filozofları da değişimi sorgulamıştır.
Örneğin; dünyadaki değişme olgusunu ilk kez ortaya atan kişi Herakleitos’tur. Efes’te MÖ 540-480 yılları arasında yaşamıştır. Değişim herakleitos’ta şuna benzer; bitmez, sürekli, canlı bir ateştir. Sürekli yanma sürecindedir. Bu süreç periyodik bir şekildedir. Yanan bir kağıt parçasındaki alevi düşündüğümüzde kağıdı farklılaştıran ateştir. Kağıt parçası tamamen yok olana kadar ateş sürekli ve yükselerek yanar. Evren de tıpkı böyledir Herakleitos’a göre. Sürekli ve devam eden varoluş içinde kalıcı bir şey bulmak mümkün değildir. Yani değişim tümüyle olanaklıdır ve aşamaları vardır. Aşık olduğumuz kişinin değişmesi… Evet öncelikle bir ayrılışı, unutuşu, yeni biriyle karşılaşmamızı içeriyor. Peki öyleyse neden şimdiden geriye dönüp baktığımızda hayatımızdaki farklılıkları iyi/kötü, var/yok, doğmak/ölmek kavramlarının zıtlığına benzer şekilde hissediyoruz? En azından bana öyle geliyor ki İstanbul’daki yaşamım ve öncesindeki yaşamım arasında kuvvetli bir sınır bulunmakta veya vegan oluşumla veganlığı bilmediğim dahi zamanlar arasında dik ve yüksek dağlar var. Bilmiyorum, şahsi olarak benim katıldığım görüşleri hemen benimsememden mi, her şeye ve herkese çabucak adapte olmamdan mı kaynaklı ama belki de herakleitos haksızdır. Kağıdı yandıktan sonra kül olarak adlandırmamız kağıdın değiştiğini söylüyor mu gerçekten? Parmenides de böyle düşünüyor.

Parmenides MÖ 500’lü veya MÖ 600’lü yıllarda yaşadığı söylenen Antik Yunan filozofudur. Rasyonalizm düşüncesinin Antik Yunan’daki ilk savunucuları arasında yer alır. Parmanides’e göre evrende hiçbir şey değişmemekte, gördüklerimizse tamamıyla bir yanılsamadan ibaret olmakta çünkü hiçbir şey vardan yok olamaz, yoktan var olamaz. Değişimin tanımı tam anlamıyla olmasa da yoktan var etmeyi biraz biraz içeriyor. Yanıp kül olan kağıt parçasını düşünürsek evet bir dönüşüm var. Ancak ilk baştaki kağıdın yok olduğunu da söylemiş oluyoruz böylelikle. Oysaki Parmanides “Varlık var olandır, hiçlik ya da var olamayan ise var değildir” sözüyle verdiğimiz örneği çürütüyor. Kağıt parçası eğer değişseydi yok olmuş olurdu fakat var olmayan bir nesneyi düşünemeyiz çünkü zaten yoktur. Yanılgının sebebi bu. Evreni duyularla anlamaya çalışmamız. Parmenides’in yaşadığı yerin ismi ve onun geleneği olan Elea Felsefesi, evreni duyularla anlamaya çalışmanın evrenin hakikatini anlama yolunda yanlışa götürdüğünü söyler. Evrenin hakikatini, gerçeklerini görmek istiyorsak akıl ve mantıkla hareket edilmelidir. Parmenides bu felsefi düşüncesiyle bize hem yeni bir perspektif sunmuş hem de yeni felsefi problemleri meydana getirmiştir. Duyularımıza güvenmeyeceksek tek dayanağımız akıl mı oluyor? Aklın söylediği her şeyi doğru mu kabul etmeliyiz? Bana kalırsa akılla doğruladığımız şeylerde sadece aklın değil, duyuların da payı var ama bu başka bir yazının konusu oladursun biz değişime dönelim.

Değişim hakkında zıt görüşe sahip iki filozofa göz atmanın değişimi felsefi açıdan çay içerken de ele alabilecek kadar yeterli olduğunu düşünüyorum. Kendi hikayelerimize dönersek değişim ister keke benzesin ister köprüye, felsefi olarak form değiştirse bile var. Zaman zaman belirsizlik, buğululuk içimizi kemirebilir, durumların daha kötüye gideceğine dair kuşku oluşabilir. Ben, böyle bir buhranın içine düştüğümde geçmişimdeki en kötü olayı hatırlıyorum. O zaman da aynı kuşkuya düşmüş olduğumu görüyorum. Yalnız bu sefer ipler benim elimde olduğundan o buhrana tekrar girmeden bakabiliyorum. Zamanında son derece kötü hissettiniz siz de değil mi? Ama çıkış yolunu da bulduk. Biz değiştik, ben değiştim belki. Belki annem, babam, arkadaşlarım, sevgilim, belki de devlet değişmiştir.
Bazı anlar değişimi tüm hücrelerimizde hissedebilmek ve bir yol görmek gerek ama çiçekli ama dallı… Değişimle el ele istediğimiz çiçekleri sulayalım istemediğimiz dalları budayalım keyfince. Yeni yaşımıza 5 ay kala yüksek bir duvara oturup aşağı inmeden eskiyen yaşlarımızla konuşmayı da unutmayalım.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.