10 Mart 2026 Salı
CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bazı zincir marketlerin şikayetçi olduğu iddiaları gündeme gelmişti. Bu iddialarda adı geçen marketlerden biri olan BİM’den konuya ilişkin açıklama yapıldı.
Şirket tarafından yapılan açıklamada, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmayla ilgili sosyal medyada şirket hakkında yer alan bazı haber ve yorumların gerçeği yansıtmadığı belirtildi.
Açıklamada, “Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan bir soruşturma sebebiyle sosyal medya mecralarında şirketimizle ilgili bazı asılsız haber ve yorumlar paylaşıldığını üzülerek takip etmekteyiz. BİM A.Ş. kurumsal olarak haberlere konu edilen soruşturma sürecinin ne başlatanı ne de tarafıdır” ifadelerine yer verildi.
Şirket ayrıca yürütülen soruşturma sürecini etkilemeye yönelik herhangi bir tartışmanın tarafı olmayacaklarını da vurguladı.
Öte yandan daha önce ŞOK Market ve A101 de konuya ilişkin açıklama yapmıştı. ŞOK Market tarafından yapılan açıklamada, şirket ve yöneticilerinin söz konusu soruşturma kapsamında herhangi bir suç duyurusu ya da şikayette bulunmadığı belirtilmişti.
A101 ise yaptığı açıklamada şirketin soruşturma kapsamında herhangi bir şikayetinin bulunmadığını ifade etmiş, ancak bir çalışanlarının başka bir market zincirinde çalıştığı döneme ilişkin beyanlarıyla ilgili inceleme yürütüldüğünü bildirmişti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de geçen hafta Bolu’da düzenlenen mitingde konuya değinmiş ve BİM’i kastederek “Doğru dürüst bir açıklama yapmazsa Bolu ne yapacağını biliyor” ifadelerini kullanmıştı.
İBB Davası’nın ikinci gününde, mahkeme heyetinin hazırladığı tensip zaptındaki bir ifade duruşma salonunda tartışmaya yol açtı.
Belgede müşteki kısmına 1 Ocak 1980 doğumlu “Kamu Hukuku, Kamu oğlu” yazıldığı görüldü.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 407 sanık Silivri’de yargılanıyor. Sanıklardan 107’si tutuklu, 5’i ise müşteki sanık olarak dosyada yer alıyor.
Duruşmada söz alan Avukat Ali Rıza Dizdar, tensip zaptının yapay zekâ ile hazırlanmış olabileceğini öne sürdü.
Dizdar, tensip zaptında şikayetçi olarak “Kamu oğlundan olma 1980 doğumlu Kamu Hukuku“nu gösterdi.
Duruma tepki gösteren Dizdar, şunları ifade etti:
“Kim bu Kamu oğlu? 1980 doğumlu Kamu Hukuku? Şu anda salonda mı? Bu tensip tutanağı ile 106 kişinin tutukluluğunun devamına karar verdiniz? O kararı da yapay zeka mı verdi?”
Mahkeme başkanı ise bu iddiaya, “Ben yapay zeka kullanmayı bile bilmiyorum” sözleriyle yanıt verdi.
CHP, bu haftaki grup toplantısını İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 106 kişinin tutuklu olduğu 402 sanıklı İBB Davası’nın görüldüğü Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nın bulunduğu Silivri’de yapma kararı aldı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) resmi X hesabından yapılan duyuruda, CHP’nin, TBMM haftalık düzenlenen Grup Toplantısı’nın, bu hafta İBB Davası’nın başlamasıyla Silivri’de yapılacağı bildirildi. CHP’nin basın mensuplarına yaptığı duyuruda da grup toplantısı adresi olarak “CHP Silivri Dayanışma Merkezi” gösterildi.
Özgür Özel açıklamalarda bulundu. Yargılamalara tepki gösteren Özel, “İktidarın kişiselleşmiş düzenine son vereceğiz” dedi. Grup toplantısını Silivri’de yapılmasın nedenini açıklayan Özel, “Tarih tekerrür etmektedir. Türkiye, bu cezaevini, Ergenekon, Balyoz ve nice kumpas davalarında tanımıştı. AKP Fetullahçı Terör örgütüyle kol kola girerek bu ülkenin askerlerini, aydınlarını, gazetecilerini ve siyasetçilerini burada yargılamış, cezalandırmış ve hapse koymuştu. Ve o dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmiştir. Zaman geçti tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevinden alnı açık başı dik olarak çıktılar. Kimi iki kez üç kez hapis cezasına çarptırıldı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni Fetullahçı Terör örgütüyle birlikte ülkenin genel kurmayını iki kere asacaktı” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben bu davanın savcısıyım” sözlerini hatırlatan Özel, “O davanın savcısına kendi zırhlı Mercedesini veriyordu. Birlikte futbol oynuyorlardı. Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyordu. Elleriyle şımarttıkları o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına erişti. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı. Bir kenara geçti ‘Rabbin ve milletim beni affetsin’ Affetmek Allah’a mahsustur. Bu affa layık olmak için uslanman lazım. Akıllanman lazım, tekrarından kaçman lazım” diye konuştu. Tarihin tekerrür ettiğini söyleyen Özel, “Bugün yeni bakan yaptığı Cumhuriyet başsavcısına tadilatına 47 milyon verdikleri villa tahsis ettiler” diye konuştu.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda ‘tutuksuz yargılamaları esas olarak görerek’ tutuksuz yargılama ve ev hapsi kararı veren hakimlerin Ağır Ceza mahkemesinden İcra İflas Mahkemesi’ne görevlendirildiğini belirtti. Özel, “Bizi bu çadıra getiren nedir? Arkadaşlarımızı millet hizmetle görevlendirmişken, onlara iftira atan süreç nedir bunları görmek ve burada haklılığımızı savunmak hem de bizi burada meşgul edip yarıştan düşüreceklerini, iktidar yürüyüşümüzü sekteye uğratacaklara karşı biz mücadelede de varız iktidar yürüyüşünden de vazgeçmeyiz. Kimse bizi alıkoyamayacak” ifadelerini kullandı.
Ergenekon ve Balyoz kumpas davalarının hatırlatan Özel, o dönemki gizli tanıkların ifadelerini hatırlatarak, “Bunlar gördüm, duydum, oradaydım, biliyorum, söylüyorum ama yüzümü gizliyorum diyen aslında var olmayan, bir evin bahçesini kazıp da oraya gömdükleri silahları ‘ben gömdüm Kemalist subaylar gördü. Ben onları görmüştüm. Yüzümü gizleyin’ diyen işe Poyrazı, Denizi, Dokuzu ve Efe’yi alet etmişlerdi. Bir kısmının hiç olmadığı bir kısmının ruh hastası sapık manyak bir takım suçlular olduğu ortaya çıktı. Bunların bir kısmı firarda büyük kısmı hapiste bu gizli tanıkların. Bugün de gizli tanıkların ifadeleriyle oluşturulmuş bir iddianame var. O iddianameye FETÖ’cü Savcılar ‘Tuğla gibi iddianame var arkasındayız’ dediler.
Kuddusi Okkır’a örgüt kasası dediler cenazesini Silivri Belediyesi kaldırdı. Allah gani gani rahmet eylesin. Ali Tatar’a suikastçı dediler beylik tabancasıyla kendi canına kıydı. Amirallere suikast meselesinin FETÖ’nün kağıt üzerindeki bir uydurma ifadesi olduğu kendileri tarafından kabul edildi. İlker Başbuğ’a terörist dediler yıllarca onuruyla yattı başı dik çıktı. Kurulan kumpası o deşifre etti. Türkan Saylan’a ajan dediler, İlhan Selçuk’a darbeci dediler. Mustafa Balbay’a Mehmet Haberal’a Tuncay Özkan’a darbeye karıştı deyip müebbet hapis verdiler. Sonunda o tuğla gibi iddianame bomboş bir peçete gibi ortaya çıktı. O iddianameyi yazanlar hain iftiracılar çıktı. Arkasında duranlar ‘milletim beni affetsin ben de kandırıldım’ dedi. Şimdi Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye ‘tuğla gibi’ diyorlar… Namusumla kefil olduğum bir şey vardır Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu ülkenin vicdanında beraat edecektir” diye konuştu.
“Eğer idam cezası alsalar idam edecek kadar cezanın 100 katını Ekrem İmamoğlu için istemektedirler” diyen Özel, “Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak bu ülkeye cumhurbaşkanı olacak” ifadelerini kullandı.
Özel’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
“Her darbenin bir hikayesi vardır, bizim hikayemiz, bir daha seçim kaybetmeyip iktidara yürüyenlerin hikayesidir. Hesap vermeyecek şekilde iktidar olduğunu düşünenler hesap verme korkusuyla her şeyi yapacağız anlayışına dönmüşlerdir. Onlara bir Zekeriya Öz daha lazımdı. Yıllarca adaleti katlettirdiklerini İstanbul’a başsavcı yaptılar. CHP’nin siyasi üstünlüğünü başka şekilde alt edemeyeceklerini gördüler. Önce Esenyurt’a kayyum atayarak milletin boğazına düğüm attılar. Beşiktaş ile devam edip Ekrem Başkan’a kadar geldiler.
Bir suç icat etmeye çalıştılar ama hepsinden eli boş döndüler. Halen belediyede çalışan AK Partili bürokratlar, ona iftira atacaksınız dediklerinde ve onlar bunu Ekrem başkana söylediklerinde neler yaşanacağını anladık. Atatürk, bunların görevinin başına Cumhuriyet koymuş. Savcı odalarında ‘Hadi onu söylersen ben bu işi hallederim’ diyerek arayışların içine girdiler.”
“Bir anda bir diploma 35 sene önce alınmış hem de yüzlerce kişiyle alınmış. Üniversiteye yazıyor diyor ki ‘Acele et, derhal iptal et karar ver’ Yoksa bu YSK dahil verilir. YSK ne zaman diploma istiyor? Muhtardan, milletvekilinden değil sadece cumhurbaşkanı adayından istiyor. Başsavcı neyle meşgul! İstifaya zorlanan İşletme Fakültesi dekanı ve toplanmayan İşletme Fakültesi yerine 18 Mart akşamı kendi atadıkları, profesörlüğü tartışmalı bir heyete diplomayı iptal ettiriyorlar.”
Özel’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
“Her darbenin bir hikayesi vardır, bizim hikayemiz, bir daha seçim kaybetmeyip iktidara yürüyenlerin hikayesidir. Hesap vermeyecek şekilde iktidar olduğunu düşünenler hesap verme korkusuyla her şeyi yapacağız anlayışına dönmüşlerdir. Onlara bir Zekeriya Öz daha lazımdı. Yıllarca adaleti katlettirdiklerini İstanbul’a başsavcı yaptılar. CHP’nin siyasi üstünlüğünü başka şekilde alt edemeyeceklerini gördüler. Önce Esenyurt’a kayyum atayarak milletin boğazına düğüm attılar. Beşiktaş ile devam edip Ekrem Başkan’a kadar geldiler.
Bir suç icat etmeye çalıştılar ama hepsinden eli boş döndüler. Halen belediyede çalışan AK Partili bürokratlar, ona iftira atacaksınız dediklerinde ve onlar bunu Ekrem başkana söylediklerinde neler yaşanacağını anladık. Atatürk, bunların görevinin başına Cumhuriyet koymuş. Savcı odalarında ‘Hadi onu söylersen ben bu işi hallederim’ diyerek arayışların içine girdiler.”
“Bir anda bir diploma 35 sene önce alınmış hem de yüzlerce kişiyle alınmış. Üniversiteye yazıyor diyor ki ‘Acele et, derhal iptal et karar ver’ Yoksa bu YSK dahil verilir. YSK ne zaman diploma istiyor? Muhtardan, milletvekilinden değil sadece cumhurbaşkanı adayından istiyor. Başsavcı neyle meşgul! İstifaya zorlanan İşletme Fakültesi dekanı ve toplanmayan İşletme Fakültesi yerine 18 Mart akşamı kendi atadıkları, profesörlüğü tartışmalı bir heyete diplomayı iptal ettiriyorlar.”
“1 yıldır dediler ki 560 milyar yolsuzluk var. 560 kuruş bulamadılar. duruşmanın başlayacağı gün 3 yandaş gazete biri 30 milyonun, biri 35 biri de 40 milyonun ‘Hesabını verecekler’ diyor. Bir tanesi bile iddianamede yok. 560 diye tepinenler şimdi diyor ki ‘öyle duyduk.'”
“TRT’ye sorduk dolar görüntüsü nereden çıktı. Elimizde gerçek yoktu, stoktan kullandık şansınıza dolar çıktı dediler. bizim haklılığımız gizli tanıkların iftiralardan başka hiçbir şey kalmadı ellerinde. AK Parti döneminden kalmış bürokratlara, işten çıkmış namussuzlara tekliflerde bulunuyorlar. Daha önce suç işlemiş Yargıtay aşamasında bulunanlara kurtaralım diye tekliflerde bulunuyorlar.”
“Ekrem Başkanı ve birçok arkadaşımızı gizli tanık Meşe’nin ifadesiyle tutukladılar. İddianame çıktı, Meşe yok. Meşe’ye yönelik tutukluluklar ne olacak? Meşe’nin ifadesini bulduk. İddianamede arattık. İlke diye birini bulduk. İlke, Meşe’nin anlattıklarının aynısını anlatmış. Meşe’ye söz vermişler cezanı düşüreceğiz, şunu bunu sağlayacağız diye. Meşe bu dedikleri olmayınca tırmanmış adliyeye ve nihayetinde gizli tanıklıktan çekilmiş. Meşe’nin söyledikleriyle tutuklananlar var ne yapacaklar? Birebir aynı ifadeleri ilke diye bir gizli tanığa yapıştırmışlar.”
Tiyatroda birinin söyleyeceği söz vardır. A oyuncusu oynar, hastalanırsa B oyuncusu oynar. Gizli tanık değiştirmek diye bir hak yoktur. Değiştirilmişse de orada yazılmış bir metin değil, yalan vardır. Biz Silivri’ye yargılanmaya değil, yargılamaya gidiyoruz derken bunu diyordum. Yapmadık desinler. İmamoğlu’nu Meşe ile tutukladık ama İlke ile yargılamıyoruz desinler. Anlatım bozukluğu bile aynı! İşte buradayım. Hadi bizi mahcup etsinler!”
Özel, şu şekilde konuştu: “İnsan ezilmek pahasına 11 ay direnmez. Bugün haklı çıkacağını biliyorsa 11 ay haklı durur. Bu dava ya bire düşer ya da 40′. Kanuna göre aynı dava kurayla ağır cezadan birine düşer. Önce Aziz ihsan Aktaş davası 1’e düştü. bu dava da 40’a düşecek dedik ve düştü. Bu ihtimal yüzde 2.4! bu ihtimal gerçekleşti. Savcı, Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirildi tarafsız bağımsız ve sözde Türk milleti adına karar veren savcı… Adında cumhuriyet olan bir savcı bir yıl boyunca bunları yapacak sonra da bu mahkeme 1 yıldır konuşulan mahkemeye düşecek. 40. Ağır Ceza Mahkemesi başında bugün çok konuşulan hakim var. Son TV, bunların operasyon sitesi. Ağustos ayında 40’ın hakimini övüyor ve yanındaki arkadaşı çok başarılı onu da 35’e yolladık diyor.
Tayyip Bey diyordu ya ‘Eşlerinin gözlerine bakamayacaklar’ diye. Tamamının şantaj olduğu ortaya çıkan o işleri o siteye yazdırıyorlardı. O hakim tek değil, heyet var. Heyettekilere güvenemiyorlar ve dışarıdan iki arkadaş daha atıyorlar. Dün üç kişi yargılamaya başlayacak. Türkiye siyasi tarihin. en zor üç davasından biridir. Ne beklersin? Çok tecrübeli bir hakim ve heyet beklersin. Koydukları hakim birinci sınıf olmak için avukatlık yaptıkları süre de eklenerek birinci sınıf oluyor. Akın Gürlek’le kararlar kurmuş yan yana. hepsi AYM’den hak ihlali diye dönmüş. Örneğin; Sırrı Süreyya Önder kararı, bozulmuş. Birinci sınıfa ayrılma şartı AYM kararını bozmayacak. AİHM ve AYM kararlarının hepsi bozulmuş. Bütün acziyetiyle bu beyefendi orada dururken yanındaki iki üye hakimlik, savcılık sınavına hazırlanıyorum falan diyorlardı. Kurayla 1 yıl 9 aydır görevde olan iki arkadaş! Onların Anadolu’nun bir yerinde başarılı olmak için çalışırken en önemli davalardan birinin başındalar. Kürsüdeki toplam karar 15 yıl!
İddianameye tuğla gibi demekten tutun FETÖ’nün bütün kumpaslarını yapanlar mahkemeye şöyle başladı; İmamoğlu’na ‘Sanık Ekrem, otur yerine’ dedi. Bunu Adnan Menderes’e diyorlardı. Karşısında dimdik bir iradeyi görünce de ne yapacağını şaşıyor. Dün tüm hataları söyledik, bugün hepsini telafi edip başlıyor.
Böyle bir davaya verdiğin mahkeme heyetinde zerre şüphe olmayacak ki adil yargılanıyoruz diyeceğiz. Ekrem Başkan ‘usule yönelik sözüm var, ilk benim konuşmam lazım’ diyor. ‘Dinlemeyeceğim seni’ diyor. bugün cübbeyi içeride giymiş, oldu mu diye de bakmış. Ekrem Başkan konuşacağım deyince de ilk ben konuşacağım diyor. Şov yapacaktı hakim izin vermedi dendi. Bugün bal gibi de izin verdi. Ne haber? Söke söke sözü aldı ve tarihe geçecek bir savunma yaptı. Erdoğan’ın gücüyle kamu gücünün kötü kullanılmasıyla bize kabaranlara şunu söylüyoruz; ahlaki üstünlükle, çoğunluk enerjisiyle devlet karşısına dikenlere milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz!”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ‘mahkeme heyetine yönelik sözleri nedeniyle’ soruşturma başlatılmıştı. Özel bu soruşturmaya kürsüden yanıt verdi. “Daha kalacağım yere varmadan hakkımda soruşturma açmış. Neden? Söylediğim söz. Etkisiz, kifayetsiz, liyakatsiz demişim diye… Madde hakaretten soruşturma açtım. Öbür maddesi alenen yaptı. 1/6 artırış isterim. Kamu görevlisine yaptı alt sınırı bir yıl isterim. Bir fıkrayı atlamış İspat hakkı. Suçlanan kişi bunları ispat ederse ceza veremezsin diyor. Hodri meydan! Liyakatliler mi liyakatsizler mi? Becerikliler mi beceriksizler mi? Onu mahkemede ispatlamayan ne olsun” ifadelerini kullandı.
Toplamda 106’sı tutuklu 402 sanıktan oluşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası, ikinci gününde devam ediyor.
Duruşmada CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı.
İmamoğlu, duruşmada yaptığı konuşmada, “Ahtapotun kolları’ diyerek, burada bu işin başında bulunan başsavcı görünümlü siyasetçinin Ankara’ya ahtapotun kolları üzerinden nasıl selam çaktığı ortadadır. Görevi aldıktan sonra siyasi kimlikle bu işi yürüttüğü ortadadır. Onun için bu, bir siyasi davadır” dedi.
“Ben, bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. Ben, Türkiye’nin ilk seçimde iktidarı olacak partinin cumhurbaşkanı adayıyım” diyen İmamoğlu, “Ben burada kürsüyü işgal etmiyorum; siz bana on dakika, on beş dakika, yirmi dakika söz hakkı vermekle hiçbir şey kaybetmezsiniz. Kararı verecek olan zaten sizsiniz ve o karar zaten ömür boyu sizinle gelecek. İstediğiniz yere gidin, o karar sizinle gelecek; geçmişte olduğu gibi” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, konuşmasında, “Bu arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Bu insanlar tutuksuz yargılansın. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın, duruşmalara gelsin. Benimle bu şekilde bir süreç yönetin” dedi.
Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasının tamamı şöyle:
“İddianamenin başından itibaren ortaya konan net bir tavır var. O da nedir biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nü ele geçirmek, İstanbul’u ele geçirmek, Türkiye’yi ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirdikten sonra her şeyi yönetmek… Yani vesaire vesaire… Yani meselenin özü, siyasidir. ‘Ahtapotun kolları’ diyerek, burada bu işin başında bulunan başsavcı görünümlü siyasetçinin Ankara’ya ahtapotun kolları üzerinden nasıl selam çaktığı ortadadır. Görevi aldıktan sonra siyasi kimlikle bu işi yürüttüğü ortadadır. Onun için bu, bir siyasi davadır.”
“Siyasi dava, bugün başlamamıştır. Bakın; 2019 yılında, seçim iptal edildiği gün ya da iptal edilmeden bir süre önce, bu ülkenin Cumhurbaşkanı, milletin oyuyla seçilmiş, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı, ’13-14 bin oyla kimse seçimi kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Bakın, bir oyla bile seçim kazanılır. ’13-14 bin oyla kimse seçim kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Seçimi iptal etmiştir. Seçimi iptal eden anlayıştan 2024’te…
Bakın; o seçim iptalinden önce, ben, 13 bin 600 oyla, milletin takdiriyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim. Sonra bu, 806 bin oy oldu. Sonra 1 milyon 100 bin oya ulaştı. 2024’te bu anlayış fikir değiştirdi. ‘Seçim iptal etmekle olmuyor, o zaman tutuklayarak olsun’ demiş! ‘Bir operasyon yaparak bunu başarabiliriz’ demiş, bir karar vermiş. Siyasi bir karardır. O siyasi kararla, siyasi bir görevden, bakan yardımcısı olan bir görevden, o siyasetçi, yani başsavcı görünümlü siyasetçi İstanbul’a gelmiş, vazifesini tamamlamış, ta 2024’ün seçiminden 2-3 ay sonra belirlenen bu operasyon, bizim duyumlarımız temmuz-ağustosta başlayan bu operasyon ve o dönemden ‘Bu işte başarılı olursa bakan olursun’ denen kişi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bakan olmuştur. Dolayısıyla bu iş, başından beri siyasidir.”
“Siyasi bir davada ve bu kadar çelişkili, hiçbir iddianın altında bir delilin, bir sürecin oluşmadığı bir ortamda, siz, ‘Ben burada sadece eylem eylem ya da kişi kişi, şu alfabetik sırayla bunu dinleyeceğim’ derseniz, gerçekten yanlış yönetmiş olursunuz. Bakın bu benim önerim. Sizin takdiriniz tabii ki. Sizin bileceğiniz şey. Bedelini siz ödersiniz, ben değil. Ama ben, kendi düşüncemi size aktarmakla yükümlüyüm.
Uygulamalar o kadar zor ve sıkıntılı ki Sayın Hâkim; ‘Televizyonda naklen yayınlansın’ dediğimizde, devletin en başındakinden İstanbul’daki o başsavcı görünümlü siyasetçiye kadar herkes, ‘Tabii ki yayınlayalım’ demişti. Ancak geldiğimiz noktada; etrafların jammerlarla örüldüğü, milletin buraya girerken bile büyük sıkıntı yaşadığı, jandarma kardeşlerimizin arasında insanların sıkıştırılarak oturtulduğu bir duruma gelindi. Bu olmaz; bu gerginlikle bu süreç yönetilemez. Adil bir yargılama benim hakkımdır. Buradaki her kadın yol arkadaşımın o güzel ellerinden öpüyorum. Buradaki her arkadaşımın nasıl bir zulümle, nasıl bir sıkıntıyla buraya geldiğinin sizin tarafınızdan bilinmesi lazım.”
“Bakın, nasıl bir sıkıntı biliyor musunuz? Kalp pili bulunan arkadaşımızı dün görünce, ‘Kolun niye askıda?’ diye sordum. ‘Kalp pilim var, sıkıntım var’ dedi. Yazışmalar dediniz vesaire… Sayın Hâkim, itina göstermelisiniz. Büyük bir sıkıntıyla, bir yıldır burada neden olduğunu bilmeyen onlarca arkadaşımız var. Onlarca arkadaşımız… Ama siz dosyanızda; ‘8,5 milyon dolar verdim, beni dışarı bırakacaklar, adliyeyle de iş birliği vardı’ diye suç duyurusunda bulunan kişiyle ya da şirketlerinin başına geçersiniz diye karar verdiğiniz başka iş adamlarıyla ilgili işlem yaparken, kalp pili olan bir arkadaşımla ilgili karar vermediniz.
Burada onlarca arkadaşım var; birçoğunun ‘Ben burada niye duruyorum?’ diye hayıflandığı bir ortamdayız. Bir kişiyi bile tahliye etmediniz. Yani millet, evlatlarıyla test ediliyor, çocuklarıyla test ediliyor. Bunları yapmadınız. Bunlar bizi zora düşüren, adil yargılama hissimizi bertaraf eden durumlardır. Seçilmiş birkaç iş adamının yurt dışına çıkış yasağı iptal ediliyor, yasakları kaldırılıyor; ama burada çocuğuyla test edilen insanlarla ilgili işlem yapılmıyor. Biz nasıl inanacağız, nasıl güveneceğiz?”
“Şimdi bu kadar örnek varken; hastalar var, ameliyat olanlar var. Şu anda dizini bükemeyip yürüyemeyen, daha dün ameliyathaneden çıkmış insan var. Bu insan evine gitsin; en azından evinde tutulmasının ne sakıncası var? Kimin kimi neyle test ediyorsunuz? Bu olmaz. Onun için tekrar ifade edeyim: Buradaki sistemin, o ‘iddia makamı’ denen ve yok hükmündeki o iddiaları yazan, iftiranamenin altına imza atan kişilerin bağlı olduğu sistem ‘kişi kendinden bilir işi’ misali hareket etmiştir.
Kendileri ne yaptıysa, onu tarif etmişler. Onlar da bakmış, ona göre sözüm ona bir iddianame yazmışlar; ama bunun adı iftiranamedir. Bu iftiraname üzerinden, o 15-20 yıllık belediyecilik döneminde ne yapmışlarsa, hepsini Ekrem İmamoğlu’na mal etmişler. Bakmışlar bir şey yok… Evet, bir şey yok ama buna rağmen bunu yapmışlar. Ve o iftiraname üzerinden, baskı altında bir sistemle karşı karşıyayız.”
“Bakın, ben güven duymak istiyorum. Onun için size dün konuşma talebimi ilettim. Amacım kürsüyü işgal etmek değil. Ben burada sekiz-dokuz tane duruşmaya geldim. Her duruşmada yerimden kalktım, buraya gelip söz hakkı istedim. Siz ‘buyurun’ dediniz veya ‘biraz sonra’ dediniz, ben de geçip oturdum. Benden önce söz hakkı olduğunu gördüm, burada kırmızı yanıyordu ve başladım. Ancak siz ‘size söz hakkı vermiyorum’ dediniz. Ben, oradan buraya gelip konuşmanın meraklısı değilim. Dolayısıyla biz nezaketli insanlarız Sayın Hâkim. Ben, bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. Ben, Türkiye’nin ilk seçimde iktidarı olacak partinin cumhurbaşkanı adayıyım. (Alkışlar ve Mahkeme Başkanı’nın uyarısı…) Onun için bu uyarınız…
Bakın, beni zor durumda bırakıyorsunuz, lütfen yapmayın. Bir cumhurbaşkanı adayı burada konuşmazsa… Dünya sizi izliyor, bizi izliyor. Bu olmaz. Ben burada kürsüyü işgal etmiyorum; siz bana on dakika, on beş dakika, yirmi dakika söz hakkı vermekle hiçbir şey kaybetmezsiniz. Kararı verecek olan zaten sizsiniz ve o karar zaten ömür boyu sizinle gelecek. İstediğiniz yere gidin, o karar sizinle gelecek; geçmişte olduğu gibi. Onun için takdir sizindir; kimse o takdir hakkını sizden alamaz, ben de alamam, kimse alamaz. O manada lütfen, burada bu yargılama sürecini bir düzene koyunuz.
‘Efendim, en son sizi dinleyeceğim’ diyorsunuz. Ya bu davanın her sayfası Ekrem İmamoğlu… Ben en son da konuşurum, ilk başta da konuşurum. Bakınız; oradaki şeffaflık dahi önemlidir. Yani burada kıymetli avukatlar var, çok deneyimli insanlar var. Türkiye Barolar Birliği Başkanı var, İstanbul Barosu Başkanı var, başka baro başkanları var. Sizin meslektaşlarınız olan bu insanlar, kapınızı çalarak bilgi almaya gayret ettiler. Ben her defasında sordum; ortada tek bir bilgi yok. Siz ise ‘Gidin bunun fotoğrafını çekin ve oradan faydalanın’ diyorsunuz.
Ama bir gün önce; Türkiye’nin en kirli, en alçak, en haysiyetsiz, bu milletin vergileriyle haber yapan TRT’den sonra gelen Turkuaz grubu ve Yeni Şafak gibi ahlaksız grupların sayfalarında bu bilgiler yayınlanıyor. Benim ailemle ilgili ve buradaki her arkadaşımın ailesiyle, eşiyle, çocuklarıyla ilgili Mart ayından bu yana yapılan sayfa sayfa ahlaksız haberleri görün. Bakın, sizin de anneniz var, babanız var; Allah sıhhat versin. Evlatlarınız var, çoluğunuz çocuğunuz var. Sayfa sayfa, satır satır, sütun sütun her arkadaşımın adına kirli haberleri yapan o alçak kurumların, o ahlak dışı kurumların sayfalarında bunlar yayınlanınca, buna cevap vermekle yükümlü kalırsınız. Cevap vermezseniz, o yük üstünüze biner ve gerçekten size zarar verir.”
“Ama sizden daha çok nereye zarar verir biliyor musunuz? ‘Adalet mülkün temelidir’ kavramına zarar verir. O bakımdan sizin; Ekrem İmamoğlu’nu ilk dinlemeyi, son dinlemeyi bırakın, arada bile dinlemeniz gerekir. Arada bile ben bir konuda size bir şey söylesem; sizi ikna mı edeceğim? Siz yine en son kararı vereceksiniz. Tabii ki iddianamedeki safsataları da okuyacaksınız. Bana göre bunlar safsatadır.
Onlar bu işe ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütü’ diye başladılar, sonra reklama tabi oldu diye bir anda ‘İmamoğlu suç örgütü’ oldu. Düşünsenize; o başsavcı görünümlü siyasetçi kalktı, buna ‘asrın yolsuzluğu’ dedi. İddianameye bakın; biz buraya nasıl zorluklarla geliyoruz. Hâkim Bey, bizi dinlemezseniz olmaz, kurban olayım bakın olmaz. Bizi dinlemelisiniz. Bakın ne zorluklardan geliyoruz. Bize ‘asrın yolsuzluğu’ dedi. Böyle bir arsızlık olur mu? Böyle bir asrın arsızlığı, böyle bir asrın aymazlığı olur mu?”
Mahkeme Başkanı: Bunu kayda alalım.
“Bu ülkenin, bu milletin… Yahu şu mahkeme nedir biliyor musunuz? Bir kişinin kendini en çok güvende hissedeceği yerdir. Burada ben ne bir tek jandarma kardeşimin üzerine vücudum değsin isterim, ne burayı yöneten komutana karşı sesim yükselsin isterim. Ben, Jandarma Alay Komutanlığı’nın yanında, köyde onlarla; onların peşinden terleyerek, koşarak, idman yaparak büyüdüm. Çocukluğumda köyümde bulunan jandarma alay komutanlığında bölükler koşarken, onların arkasında beş-altı yaşında koşarak büyüdüm ben.
Askerin kıymetini bilirim, bu bayrağın kıymetini bilirim; bana kimse bunu öğretemez. Onun için bizi niye böyle karşı karşıya getiriyorsunuz? Biz ne yapacağız yahu? Burada belediye başkanları var, burada hayatını devlete vermiş kamu görevlileri ve insanlar var. Hâkim Bey lütfen, bakın lütfen… Ben şu an savunma yapmıyorum, ben sizi telkin etmeye çalışıyorum. Niye biliyor musunuz? Bundan sonraki süreç için Sayın Hâkim. Sabır gösterin. İddia makamının talebine göre, bizi 12 yıl yargılayacaksınız. ’12 yıl’ diyorlar! 12 yıl olması gerektiğinde dahi, yeter ki ben savunma yapabileyim. Merak etmeyin, bitiriyorum, bitiriyorum…”
“Dün bu kargaşa yaşandı. Sabah asker arkadaşlar… Ne yapmanız gerekir biliyor musunuz? Ara verdikten sonra, lütfen istirham ediyorum. Bırakın bu arkadaşlarımızı. Görevlerini başka bir yerde yapsın. Bırakın biz burada saygın bir biçimde sizinle bu süreci yönetelim. Askerimizin burada bu duruma düşürülmesini benim yüreğim kabul etmiyor. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanıyken, en az 20 tane duruşmalara geldim. FETÖ’cülerin duruşmalarına geldim. Şuralarda avukatların arasında… Başka mahkemeydi. Şuralarda başka avukatların arasında katıldım. Burada paşalar, hayran olduğum paşalar, yürüdüler geldiler, eğildiler, konuştular… Hatta orada daha yakındı. El ele tutuştuk. Ben bile el ele tutuştum yani. Konuştular, fikir aldılar. Siz diyorsunuz ki; görüşemezsiniz, konuşamazsınız. Sarıldılar, konuştular. Tespihini elinde sallayan farklı tipler de vardı. Paşalar vardı. Şimdi yapmayın.
Biz hangi yıldayız? 2026 yılındayız. Cumhuriyetin 100. yılındayız. Bakın etrafımız ateş çemberinde. Yanıyoruz. Etrafımız ateş topu. Yani savaş tepemizden dönüyor. Ramazan ayındayız. Mübarek Ramazan ayımız mübarek olsun. Ramazan ayındayız. İslam aleminin semalarında füzeler gidiyor, geliyor. Nereye gittiği belli değil. Bir ejderha var, ağzından ateş topları çıkıyor dünyanın her yerine. ‘Ben dünyayı savuracağım’ diyor. Dünya liderliği yapacak sözüm ona. Ateş topu çıkıyor, kuyruğu da sallanıyor böyle. Bir bakıyorsun Güney Amerika’da, bir bakıyorsun kuzeyde, bir bakıyorsun güneyde. Şimdi Orta Doğu’da. Biz de onun kuyruğuna tutunan liderlikle Türkiye’yi savunacağız. Olmaz… Olmaz… Türkiye’nin tek liderlik anlayışı vardır: O da yurtta sulh cihanda sulh. O sulh nedir biliyor musunuz? İşte mahkemede de sulhtur. Mahkemede de barıştır. İçeride muhalefetle diyaloğunuzda da barıştır. Maskeyle olmaz bu işler. Yani o barış nasıl sağlanır biliyor musunuz? Adil, eşit, özgür bir biçimde mücadeleyle sağlanır.”
“Bu suçların hepsinden geçen bir cumhurbaşkanı var. Sayın Erdoğan. Değil mi ki irtikaptan, rüşvetten, yolsuzluktan, terörden… 90’lı yıllarda yargılandı. 1 gün tutuklanmadı, 1 gün. 1 gün gözaltına alınmadı. Ekrem İmamoğlu’nu 1 yıldır hapiste tutuyorsunuz. 12 metrekarede ben tecrit altındayım biliyor musunuz Hâkim Bey? Tecrit altındayım. 1 yıldır 12 metrekarede tecrit altındayım. Arkadaşlarımla 1 yıl üzerine ilk defa burada sarıldım, kucakladım. 1 yıl! Bu kime yapılmış bu ülkede? Müteahhitlik meraklısı başsavcı görünümlü siyasetçi… Neymiş.? Adliye binası yapıyormuş yan tarafta, bir milyar liraya, bir buçuk milyara. Bitmez. Sene sonu bitmez. Müteahhitlik meraklısı. Bu nedir biliyor musunuz?”
Mahkeme Başkanı: Tamamlayalım lütfen… 20 dakikadır konuşuyorsunuz.
İmamoğlu: Bakın böyle kapatırsanız burada, merakınızı anlarız; olmaz. Yassıada’yla Silivri’yi eşleştiriyorlar. Ben hakaret etmiyorum. Bakın; başsavcı görünümlü siyasetçi diyorum. Kötü bir şey mi?
Mahkeme Başkanı: Savunmanın dışına çıkıyor.
Hayır, hayır hiç ilgisi yok. Tamam bitiriyorum. Bitiriyorum. Bitiriyorum. Son cümlem… Diyor ki, ‘Niye siyasi? ‘Ekrem İmamoğlu’nun mensup olduğu siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi’nin ele geçirilmesi ve sonrasında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderini aday göstermesi… Fon oluşturması!’ Yani 2001’de, 2002’de edilen sözlere bakıyorum aynısı. Bu, bin 100 odalı sarayda mı yazıldı? Yoksa adliyede mi yazıldı? Emin değilim. Bakın; aynı şekilde sanki muhalefete iktidar, benim canım Genel Başkanım Sayın Özgür Özel’e ‘şahıs’ diye hitap ediyor. Ha bu arada şahıs kötü bir şey değildir. Şahıs iyi bir şeydir. Yeter ki şahıs ol. Yeter ki birey ol. Şahıs olmak, birey olmak, asil bir şeydir. Birey, benim için nedir? Fikri hür, vicdanı hür olmaktır. Birey olmak asil bir şeydir. Ama siz emir kuluysanız, kula kulluk ediyorsanız; Allah ondan korusun bu memleketi. Bu memleketin yargısını da.
“Bu minvalde, burada 107 arkadaşım savunma yapacak. Ben, burada savunma sırasının dahi tutarsız olduğunu düşünüyorum. Takdir sizindir ama tutarsız olduğunu düşünüyorum. Hiçbir mantığının olmadığını düşünüyorum. Bu sürecin bir bütüncül olarak, Ekrem İmamoğlu adına hem başlangıçta hem sonrasında, kaldı ki karar vereceğiniz esnada dahil olmak üzere çoklu söz hakkı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü burada hem sizin konuyu idrak edebilmeniz adına, meseleye daha bütüncül ve çerçevesi geniş bakabilmeniz adına arkadaşlarımın vereceği savunmalardan sonra ya da tutuksuz arkadaşların vereceği savunmalardan sonra ya da iftiracı olan insanların burada yapacakları savunmalardan sonra ya da ifadelerinden sonra, aralarda, tabii ki eylemlerde başka diyaloglar olacaktır vesaire ama bak Ekrem İmamoğlu’nun yorumuna ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum. Benim avukatlarım tek tek, tane tane her işlemi önünüze koyacak hiç kuşkum yok. Buradaki her arkadaşım öyle bir savunma yapacak ki, o rezil rüsva, çöp niteliğindeki iftiranamenin sayfasının değeri kalmayacak. Bu kadar net. Hiçbir şüphe duymuyorum.”
“Ama Ekrem İmamoğlu’nun bu tarihi yargılamada, bunun bir yargılama olması için çoklu konuşmaya ihtiyacı vardır. Arada da konuşma talep edebilir. Bunu değerlendirmeniz gerekir. Avukatlarımla bir diyalog köprüsünün sizin için iyi olacağını düşünüyorum. Bakın, tekrar ediyorum, şaka yapmıyorum Sayın Hâkim. Sağınızdaki üyenin… Bu iddia da değil, bakın iddia da değil, açın, dünkü görüşmelerin son 1-2 saatini izleyin. Takdirinizdedir bu. Burayla nasıl şakalaştığını, nasıl işaretleştiğini ben 2 kez gördüm. Hatta önce bakın Sayın Hâkim. Bunu niye söylüyorum? Ben arkadaşlarımı zan altında bırakmak istemem.”
Mahkeme Başkanı: Buradan nereye varacaksınız?
İmamoğlu: Şuraya varacağım: Bunu düzeltmekle yükümlüsünüz. Benim avukatlarımla sağlıklı köprü kurarak, diğer avukatlarla da sağlıklı bir köprü zemini oluşturarak lütfen istişare ediniz. Bunu böyle basit mi görüyorsunuz?
Mahkeme Başkanı: Bunda ne var?
“Hayır bunu böyle basit mi görüyorsunuz? Bakın, el kol hareketiyle, bana sözüm ona laf yetiştirmeye çalışan arkadaşı ben muhatap almam. Bunlar, genç arkadaşlar. Bunların daha ders alacağı çok şey var. Ama bu şekilde yaparsanız olmaz. Burada sizin onlara vereceğiniz düstur, prensipler, yüce Türk yargısıyla tarihe geçecek. Yani şöyle ifade edeyim: Yassıada’da da ‘senli benli’ konuşmalarla başladı mesele. Burada da böyle başlarsa olmaz. Bakın ben bugünkü tutumunuza teşekkür ediyorum.
Bana burada fırsat verdiniz. Benim de bir yanlışım olduysa, kusurum affola. Bakın bu kadar net. Özür dilemek kadar asil bir şey yoktur. Olur ya sesim size yanlış gelmiştir. Canınızı sıkmıştır. Kalbinizi kırmıştır. Sizin üzerinize almışsınızdır meseleyi. Affola. Hiç sorun yok. Ama bir yanlış yaptıysak geri dönelim. Arkadaşımızda geri dönsün. Konumu gereği bunu yapmaması gerekir. Ama meseleyi şöyle algılayın Sayın Hâkim: Diyalog olmadan, bu süreç yönetilemez.”
“Ben burada günlerce savunma yapacağım. Ama bugün son sözüm şudur: Lütfen ama lütfen… Bakın mübarek Ramazan ayındayız. Benim Ramazan ayında iftara giderken seçimim iptal edildi. Hem de bu milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı tarafından. Bizzat kendi ağzıyla. Aynı şekilde Ramazan ayında diplomam iptal edildi İftar sofrasına giderken. Ramazan ayında daha gün doğmadan, sahur sofrasında evim basıldı. Bakın; evim basıldı, evim! Ve yine Ramazan ayında burada duruşma yapıyoruz. Bu cennet vatanda birbirine vicdanla, ahlakla, erdemle bakan insanların Ramazan ayında yaşatılana ve yaşanana bak. Neyle ilgili? Koltuk hırsıyla ilgili. Lütfen ama lütfen… Bakın Ramazan ayındayız, bayram geliyor.
Bu arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Bu insanlar tutuksuz yargılansın. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın, duruşmalara gelsin. Benimle bu şekilde bir süreç yönetin. Bu yaptığınız liste yanlıştır, uygulama yanlıştır. Çoklu söz alma hakkımı sizin takdirinize sunuyorum. Bütün arkadaşlarıma Allah sağlık versin. Bu milleti, bu memleketi kula kulluk edenlerden ve emir kulu olanlardan Allah korusun. Özgür iradesi olan insanların, bu millete ve bu memlekete hizmet edeceği günler yakındır. Saygıyla selamlıyorum.”
Dem Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında hem önceki eş genel başkanlar Demirtaş ve Yüksekdağ, hem Mardin Büyükşehir için süresi uzatılan kayyum hem de hali hazırda Silivri’de İmamoğlu’nun da yargılandığı İBB davası hakkında dikkat çeken açıklamalar yaptı.
Bakırhan, iktidarın küçük hesaplar peşinde koştuğunu savunup örnekler verdi:
“iktidar hala küçük hesaplar peşinde. Millet dünya neyi konuşuyor, onlar kayyumların süresini uzatmakla meşguller. Oysa tam da bu tür süreçlerde en büyük güvence hukuktur, adalettir. Yani bizde olmayandır. Bakın, iki örnek vereceğim. Mardin Büyükşehir belediyemize atanan kayyumun görev süresi 2 ay daha uzatıldı. Ahmetler göreve söz sözüne söylenmiş bir söz müdür, bilemiyorum. Söylendi ama karşılığı yerine gelmedi. Ne Ahmetler, ne devrimler görevine iade edildi. Kayyum süresi hangi akılla, hangi hukukla uzatılıyor?
Bakırhan, iktidara uyguladığı politikalara son vermesi için çağrıda bulundu. Danıştay’ın Barış Akademisyenleri için verdiği kararı da eleştiren Bakırhan şöyle konuştu:
Bunu anlamakta insan güçlük çekiyor. Artık buna bir son verin. Kayyum atanan belediyelerdeki kayyumları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün diyoruz. İkincisi birkaç gün önce Danıştay’ın Barış Akademisyenleri kararı çok ilginç. Danıştay Barış için imza atanlar suçlu demeye devam ediyor. Biz de diyoruz ki sizin bu yanlışta ısrarınız asıl suçtur. Barış Akademisyenleri suçlu değil. Danıştay AİHM’nin Danıştay’ın AİHM’nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve barış akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren bu kararını kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmelidir. Barış talebi suç değildir. Önümüzdeki günlerde hazırlanacak yasal düzenlemeler Barış Akademisyenlerin uğradığı haksızlığı da gidermeyi kapsamalıdır. Bu da sizin için bir fırsattır.
Bakırhan, Akın Gürlek’e AİHM kararlarına yönelik sorulan soruya verdiği yanıt üzerinden sert şekilde yüklenirken AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini belirtti:
Değerli arkadaşlar, yine bir gazeteci geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı’na AİHM kararlarını sordu. Adalet Sayın Adalet Bakanı da Takdir Yüce Meclisindir diyor. Sanırım AİHM kararlarının mecliste bir alakası olduğunun farkında değil. Takdirlik bir durum yok. Sayın Bakan, görev sizindir, meclisin değildir. AİHM’nin aldığı bir karar var. Meclisi bekleyecek bir şey yok. Bunu uygulayacak olan Adalet Bakanı’dır. Buyurun uygulayın. Uygulayın ki bu Nevroz’da Demirtaş Ahmet’te Yüksekdağ İstanbul’da olsun, Kobani ve Gezi tutsakları Nevroz alayında birlikte halaya dursunlar. Yüksekdağ Ahmet Demirtaş İstanbul’da olabilir. Yani diğer türlü de olabilir.
“İMAMOĞLU’NU TUTUKLU YARGILAYARAK NASIL BİRLİK SAĞLAYACAKSINIZ?”
Silivri’de devam eden ve Türkiye’nin ana gündem maddesi olan İBB davası hakkında da konuşan Bakırhan, İmamoğlu’nun tutuklu olmasını eleştirdi.
Yine garip bir davayla karşı karşıyayız. İşte Sayın İmamoğlu’nun yargılandığı davadaki duruşma dün başladı. Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu’nu tutuklu yargılayarak kayyumların görevini uzatarak Barış Akademisyenleri’ne zulmederek AİHM kararlarını uygulamayarak nasıl birliğimizi sağlayacağız? Nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. İktidara da muhalefete de söylüyorum, artık bu tehlikeyi görün. Bu topraklar bizim. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.