CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında gündemde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuşmasının önemli bir bölümünü ABD tarafından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’e yönelik düzenlenen saldırı ve yakalama operasyonuna ayıran ana muhalefet lideri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘müessif olay’ nitelemesini eleştirdi:
“Maduro haksızlıklar yaparken Sayın Erdoğan ‘Canım kardeşim’ diyordu, sırtını sıvazlıyordu. Biz otokrat veya demokrat olmasıyla değil, ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Amerikancı veya Amerikancı değil’ tavrına karşıyız. Bizim hep birlikte dünyanın huzurunu savunmamız lazım. Trump gibiler karşısındakiler sustukça kükrerler. Herkes ayağını denk alacak.
Yok öyle Trump efendi. Tabii Maduro’nun başına bunlar geldikten sonra dünya Erdoğan’a baktı. 48 saat tık yok. Ne zaman ki tepkiler yükseldi, AKP – MHP seçmenlerinin de eleştirilere hak verdiği düzlem oluştu, önce bana saldırdılar.
Dün çıkmış öyle ‘Ey Trump’ falan yok. 11 bin kilometre ötemizde ‘Müessif bir hadise vuku buldu’ diyor. Sanki Trump yanlışlıkla iki tane yumurta kırmış da… Adam kalkmış, bir adamı karısıyla götüyor.
Neymiş? Trump Maduro’ya Türkiye’ye gitmeyi önermiş. Ya sizin nasıl bir ilişkiniz var? Sayın Erdoğan, sen bu teklifi biliyor muydun, bilmiyor muydun?”
Özel, sözlerinin devamında sosyal medyada elleri kelepçeli Maduro fotoğrafına Erdoğan’ı yerleştiren Yunanistanlı gazeteciye de sert çıktı.
“Yunanistanlı hadsiz bir gazeteci. Orada dur, değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı, bir vatandaşımızı alıp götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan. O kadar değil. Karşınızda bizi bulursunuz” dedi.
Özel, günden güne artan hayat pahalılığına değinirken yaptığı altın hesabına Erdoğan’ın çok kızdığını söyledi. Bunun üzerine ‘döner hesabı’ paylaşan Özel, 2002 yılında bir emeklinin 257 tane döner alabildiğini, şimdiyse bu sayının 38’e düştüğünü kayda geçirdi.
CHP lideri Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Önemli yıl dönümlerinin olduğu bir hafta. 4 Ocak 1990’da Zonguldak’tan yola çıkan, sel olup Ankara’ya akan madenci yürüyüşünün 35. yıldönümünde buradayız. Ve “Aşağıda ölüm, yukarıda açlık var” diyerek yerin altından hak aramaya çıkanları, hatıraları önünde, tarihimize bıraktıkları o saygın mücadelenin önünde saygıyla eğilerek selamlıyorum.
Aynı zamanda Sarıkamış Harekatı’nın 111. yılındayız. Geçen sene bugünleri Sarıkamış’ta geçirmiştik. Sarıkamış’ın karlı dağları üzerinde yazlık elbiseleriyle, ayaklarında çarıklarıyla önce “Vatan” diyerek yola çıkan ve geri dönmeyi düşünmeyen tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.
Dün Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin de beşinci yıl dönümüydü. 2 Ocak 2021 tarihinde üniversitenin iradesine karşı rektör değil bir kayyum atadılar. Melih Bulu, Boğaziçi’nde siyasal vesayetin ilk kulu oldu.
Ve o günden bugüne hem ona hem kendisinden sonra atanan kayyuma karşı öğretim görevlileri ve Boğaziçi’nin öğrencileri ve mezunları büyük bir direniş gösteriyorlar. Her hafta aynı gün, aynı saatte direniyorlar. Sırtlarını kayyımlık binasına dönüyorlar, yüzlerini özgür akademiye dönüyorlar.
Biz parti programımızda YÖK’ü, 1980 darbesinin tortusu, her partinin iktidara gelirken kaldıracağız deyip sonra etinden, sütünden, yününden istifade ettiği YÖK’ü; AK Parti’nin geldiğinde en önemli taahhüdü olan, şimdi en önem verdiği alan olarak kullandığı YÖK’ü kaldıracağımızı yazdık. Rektör atamalarıyla ilgili çalıştık.
Buradan Boğaziçi öğrencilerinin, öğretim görevlilerinin ve tarihin huzurunda şunu ifade etmek istiyorum: Bir sandık gelecek. O sandıkta herkes bir şeylerle yüzleşecek ve hesaplaşacak. Yoksullukla hesaplaşacağız, işsizlikle hesaplaşacağız, güvencesizlikle hesaplaşacağız. İş cinayetleriyle, kadın cinayetleriyle, doğa katliamlarıyla hesaplaşacağız.
Boğaziçi ve üniversitelerde bu kayyımlık müessesesiyle o sandıkta hesaplaşacak. O hesap görüldükten sonra, yönettiğimiz Türkiye’de üniversitelerin rektörlerini doğru belirlenmiş katsayılarla, üniversitenin öğretim görevlilerinin, üniversitenin öğrencilerinin, üniversitenin emekçilerinin ve üniversiteyle bağını koparmamış mezunların kullandığı oylarla demokratik olarak seçeceğiz.
Sandıktan kim çıktıysa onu atayacağız.
Ekonomide maalesef çok zor geçecek bir yıla girdik. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bu çatı altında gelecek yılın bütçesini yaptık. Kimden ne alınacağı, kime ne verileceğini karara bağladılar.
Devletin alan sağ eli hep emekçinin sırtında, yoksulun sırtında, emeklinin sırtında; veren şefkatli sol elini ise çok çok tutuk bir şekilde tarif ettiler. Ve bir şey verirlerse de onları yine yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil, zenginlere, yandaşlara vermeyi tercih ettiler.
Toplam 15.16 trilyon lira vergi ödeyeceğiz hep beraber. Saniyede 496.000, 500.000 lira. Saniyede 500.000 lira vergi ödeyeceğiz. Kim ödeyecek vergiyi? 100 liralık verginin 64 lirasını dolaylı vergilerle, yani fabrikatörle fabrikanın kapıcısını ayırmayan, multi-milyarderler ile asgari ücretliyi ayırmayan vergilerle hepimiz ödeyeceğiz.
Elektrik harcarken, doğalgaz harcarken, süt alırken, ayakkabı alırken, çocuğumuza hırka, gocuk alırken gelirimize bakmadan aynı vergiyi ödeyeceğiz. Yüzde 64.
Sonra bir de yüzde 24’lük bir dilim var. Onu da maaşı çekmeden, maaş eline değmeden maaşından gelir vergisi kesilenler ödeyecek. Yani beyaz yakalılar, mavi yakalılar, işçiler, emekliler. Geriye ne kalıyor? Yüzde 12.
Onun yüzde 1’i gayrimenkul sahiplerinden alınan diğer vergiler. Yüzde 11, Türkiye’de yapılan tüm ticaretten, imalattan, ihracattan, hizmet sektöründen para kazananların verecekleri kurumlar vergisi, yüzde 11.
Yüzde 88’ini orta direk ve yoksullardan alan, verginin sadece yüzde 11’ini vermesi gerekenden alan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. İktidarımızın ilk yılında yıkacağız bu düzeni. İlk yılında.
2.7 trilyon faiz ödemesine ayırmışlar, 1.4 trilyon yatırımlara. Yapılacak yatırımların, bütün yatırımların, aklınıza gelebilecek bütün bakanlıklardaki bütün yatırımların toplamına ayrılan paranın 2 katını faize ödüyorlar.
Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli bütçesi, en faizci bütçesi. Diğer taraftan 100 liralık toplanan verginin 20 lirası faize, 10 lirası yatırıma gidiyor. Tam 2 kat fark var arada.
Ve ÖTV, özel tüketim vergisi. Lüks harcamalar yerine yine özel tüketim vergisi, yani pırlantadan, o pahalı lüks saatlerden alınmayan özel tüketim vergisi tırnak makasından, mutfak tüpünden, çiftçinin kullandığı mazottan alınmaya devam edecek.
AK Parti’nin gerçeği bu. Kimse Erdoğan’dan masallara inanmasın. Kimse bu yılın geçen yıldan iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olması için bu milletin sandığa gitmesi ve AK Parti iktidarını göndermesi lazım.
Altın hesabı yapıyorum, Sayın Erdoğan kızıyor. Sen gelmeden önce 8 çeyrek alabiliyordu emekli, şimdi 1.5 altına düştü’ diyorum. ‘Ons’ falan diyor. ‘Değişti’ diyor.
2002 yılında emekli, yani AKP’den önce 257 döner alabiliyordu, bugünkü maaşlarıyla 38 tane alabiliyor. Aynı yerde. Diyor ya; ‘altın çok değişti.’
184 döner alan asgari ücret, şimdi 56 tane et döner alabiliyor. Öyle bir noktadayız ki bu maaşlarla yandaşlara geçiş garantisi veren, bunu da bütçeye koyan iktidar emekliye ve çalışanlara geçim garantisi vermiyor.
15 metrekare odada dört jandarmayla birlikte kalıyor Tayfun. Neymiş bina zayıfmış, buradan firar edebilirmiş. Ayağa kalkacak mecali olmayan kişiyi dört jandarmayla tutuyorlar. Kapıdaki infaz korumalar cabası. Öyle bir noktadayız ki bu kadarını kimse düşmanına yapmaz. Şu salonda bunu en sevmediği kişiye yapılmasına rıza gösterecek bir kişi yok.
AKP – MHP seçmeninde bu vicdansızlığa susacak bir kişi yok.
Tabii biz bunları konuşuyoruz, eleştiriyoruz, en ağır eleştirileri yapıyoruz. Onu iktidardan indirmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ama dışarıdan da birileri çıkmış, bu Maduro’nun görüntüsünü yapay zekayla bir Erdoğan fotoğrafı, Yunanistanlı kendini bilmez, haddini bilmez bir gazeteci, efendim ‘Erdoğan’ı da böyle götürecekler’. Orada dur. Orada dur.
Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önünden bir vatandaşımızı alıp da götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan. O kadar değil.
15 Temmuz’da, 15 Temmuz’da Amerika destekli FETÖ operasyonuyla kendi besledikleri, büyüttükleri, şımarttıkları darbeye kalkıştı; ilk telefonu bu kardeşiniz açtı Meclis Başkanı’na. ‘Açın meclisi, direneceğiz darbeye’ dedim. ‘Biz sandığı getiren partiyiz, sandığı kimseye kaptırmayız’ dedim.
O gece ben bunları konuşuyorum, A Haber canlı yayında… Şimdi çıkarken sorar gerçi o ATV, çok soran, A Haber, efendi adam muhabiri, çok şey… ATV atlıyor önüme. A Haber’in televizyonu her gece bana neler diyorlardı; “Özgür Özel tarihi bir konuşma yapıyor, demokrasi dersi veriyor” diye canlı yayında veriyorlardı.
Biz ülkemizde ne seçilmişe dokundururuz, ne onu seçene dokundururuz. O seçilmiş zulmediyorsa, kötülük yapıyorsa karşısındayız. Ama AK Partili ama MHP’li, ama en tepedeki ama köyündeki; bir vatandaşın saçına dokunacaksın, orada karşında bizi bulacaksın kardeşim. Aklını başına alacaksın.
Ben böyle elleri bağlayıp da esir alıp götürme işini… Var ya, o Yunanlı gazeteci kardeşime bir şey anlatayım. Yunan ordusu geri geri kaçıyor. Trikopis, ordu komutanlığına atandığını da bilmiyor, bizimkilerden öğrenecek. Trikopis birlikleriyle birlikte çekilirken Uşak’ta durduruluyor ve esir alınıyor. Trikopis’i alıyorlar bir çadıra koyuyorlar.
Mustafa Kemal geliyor. Mustafa Kemal’in huzuruna getiriyorlar. Kapıdan gireni görünce ayağa kalkıyor. Ayak ayak üstündeyken indiriyor, ayağa kalkıyor. Selam veriyor Trikopis’e. ‘Hoş geldin komutan’ diyor. ‘Sen esir değilsin, bir ordunun komutanısın’ diyor. Sigara ikram ediyor, kahve söylüyor.
Diyor ki; Trikopis infaza gittiğini sanıyor elleri bağlı, çekip vuracak beni diyor başımdan sanıyor. Diyor ki; ‘Burada savaş suçlusu, kötü muamele görecek bir esir değil, misafirsiniz. Kahvenizi sigaranızı içiniz. Müsaadeniz varsa bazı sorularım var’ diyor.
Diyor ki; ‘İkimiz de askeriz, yenmek var yenilmek var. Bu orduyu buradan buraya niye kaydırmadınız? Bu manevrayı niye düşünmediniz?’ Trikopis diyor ki: ‘Siz, ben neden kaybettiğimi şimdi anladım. Siz bu savaş sırasında cephede en öndeydiniz, bizim komutan İzmir’de geminin içinden kumanda ediyordu beni. Elbette siz kazanacaktınız’ diyor.
O Trikopis’i, o Trikopis’i birkaç gün sonra güvenli şekilde Yunanistan’a iade ederler. O Trikopis yaşar. Yaşadığı her sene 29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçiliğinin önüne gider, Atatürk’ün resminin önünde bir selam verir.
Sen kime konuşuyorsun be! Sen kime konuşuyorsun! İlk Cumhurbaşkanımızın asaleti, cesareti bizi bugünlere kadar getirmiştir. Ona layık olmaya, onun gibi olmaya, günü gelince de onun gibi yönetmeye taliptir bu parti.
GÜNDEM
5 gün önceGÜNDEM
6 gün önceGÜNDEM
8 gün önceGÜNDEM
9 gün önceGÜNDEM
9 gün önceGÜNDEM
11 gün önceGÜNDEM
13 gün önce
1
Özgür Özel: Ceyar Nerede Ceyar, Alpay Özalan Nerede…
15212 kez okundu
2
TİP’in Hatay Adayı Gökhan Zan Oldu…
14032 kez okundu
3
Saadet Partisi Binasına Kılıçdaroğlu’nun Posteri Asıldı…
12476 kez okundu
4
Muharrem İnce CHP’ye mi Dönüyor?
9545 kez okundu
5
Çelebi,Muharrem İnce’ye Cumhur İttifakına Katılmayı Teklif Etmiş…
8277 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.